Romatoloji-1.jpg

ADANA ŞEHİR EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ ROMATOLOJİ KLİNİĞİ

Kliniğimiz Doç. Dr. Emine Duygu Ersözlü tarafından yönetilmektedir. İç hastalıkları ve romatoloji uzmanı olup, 5 Nisan 2016 tarihinde romatoloji Doçenti ünvanı almıştır. Hastalarımıza tüm romatolojik hastalıklar ve tedavisi konusunda hizmet verilmektedir. Poliklinik hizmeti yanı sıra Romatoloji ayaktan tedavi ünitesinde günübirlik yatışlar yapılarak ayaktan tedavi hizmeti sunulmaktadır. 

Ünitemizde 1 sekreter ve 1 hemşire görev yapmaktadır.

Romatoloji polikliniği D blok Zemin katta hizmet vermekte olup, romatoloji servisi ise D blok 7. kattadır.

Romatoloji branşı; dâhiliye üst branşı olup, genel dâhiliye tarafından bakılmış ve romatolojik hastalık tanısı düşünülen hastaları kabul etmektedir.

Klinikte Çalışan Hekimler

Doç. Dr. Emine Duygu Ersözlü - İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı - Özgeçmiş - CV
Uzm. Dr. Esra Kayacan Erdoğan - İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı 
Uzm. Dr. Suade Özlem Badak - İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı 

Romatoloji-2web.jpg

Genel Bilgiler:

Romatoloji, romatizmal iltihabi hastalıklar ve diğer kas iskelet sistemi hastalıkları ile uğraşan bilim dalıdır. Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara, genel olarak romatizma adı verilmektedir.

Romatizmal hastalıklar bir tek çeşit olmayıp yaklaşık 200'e yakın rahatsızlık bu gruba girer. Romatizmal hastalığın türüne çok farklı şikayetlerle kendini gösterebilir. Romatizmal hastalıklar eklemlerin dışında kalp akciğer böbrek gibi iç organları etkileyebilir. Bunun dışında cilt ve göz de etkilenebilmektedir. Bu nedenle şikayetler sadece eklemlere sınırlı değildir.

Romatoloji-3.jpg

Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte, erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır.

Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir.. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır. 

Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir. 

Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için, ilk aşamada hastalığa doğru tanının konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara özellikle erken dönemde tanı konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir.

Romatolojinin İlgilendiği başlıca hastalıklar:

Romatoid artrit
Ankilozan Spondilit
Psöriyatik artrit
Polimyalji romatika
Sistemik lupus eritematozus ve tüm bağ doku hastalıkları
Vaskülitler
Gut 
Romatizmal hastalık belirtileri nelerdir?
Romatizmal hastalıklar çok farklı türleri olması nedeniyle çeşitli şikayetlerle kendisini gösterebilmektedir.
Artrit romatizmal hastalıkların en belirgin özelliğidir. Eklem iltihabı anlamına gelen artrit oynar özellikteki eklemlerin iltihabı demektir.
Romatizmal hastalıkların erken ve önemli bulgusu nedir?
Sabahları daha yoğun hissedilen eklem ağrısı ve tutukluk artritin en erken ve en önemli bulgusudur.
Özellikle el ve ayak eklemlerinde hareketsizlikle artan ağrı ve sabah tutukluğu bir romatizmanın ilk işareti olabilir.
Sabahları yoğun hissedilen bel ağrısı da iltihaplı omurga romatizması açısından dikkate alınması gereken şikayetlerdendir.

Diğer bulguları neler olabilir?

Artirit
Sabahları daha yoğun hissedilen eklem ağrısı ve tutukluk
El ve ayak eklemlerinde hareketsizlikle artan ağrı
Sabah tutukluğu
Tekrarlayan ağız yaraları
Sabahları yoğun hissedilen bel ağrısı
Halsizlik
Cilt döküntüleri
Deride güneş duyarlılığı
Sebepsiz tekrarlayıcı ateş ve karın ağrılar
Soğuk havalarda ortaya çıkan parmaklarda morarma
Saç dökülmesi,
Ağız ve göz kuruluğu,
Tükürük bezlerinde büyüme
Gözde ani gelişen kızarıklık
Görme problemleri
Kas güçsüzlüğü gibi bulgular da romatizmal bir hastalığın işaretçisi olabilir.
Romatizmal hastalıklar en sık hangi yaş aralığında görülür?


Romatizmal hastalıkların önemli bir kısmı 20 ile 50 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Ancak çocukluk çağı, ileri yaş grubu olmak üzere her yaşta görülebilirler. Özellikle genç yaşlarda başlayan romatizmal hastalığı gösterebilecek herhangi bir şikayet göz ardı edilmeden romatoloji uzmanı görüşü alınmalıdır.

Romatolojik hastalıklarda yapılan tetkik ve uygulamalar nelerdir?
Romatizmal hastalıkların tanısında rutin kan tetkikleri dışında hastalığa özgü oto- antikor olarak adlandırılan kan testlerinden, genetik analizlerden ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Tanı için cilt, tükrük bezi ve sinir biyopsileri uygulanabilmektedir.
 
Romatizmal hastalıklar;

Romatoid Artrit;

Romatoloji-4.jpg
 

Romatoid Artrit Nedir?
Artritin kelime anlamı, eklem iltihabı demektir. Romatoid artrit, küçük eklemlerin (el eklemleri, el bileği ve ayak eklemleri) ve dirseklerin öncelikle tutulduğu, kronik (6 haftadan uzun süreli) seyir gösteren ve tuttuğu eklemde hasara neden olan; bir çok organ ve sistemi de tutabilen otoimmün bir iltihabi eklem hastalığıdır. Tuttuğu eklemde hasar oluşturarak sakatlığa neden olur. Romatoid artrit, yaygın bir hastalık olup, her yüz kişiden birinde, hayatının bir döneminde görülür. Her yaşta gelişebilir, fakat çoğunlukla 40-60 yaşlarında başlar. Kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazladır.

Eklem Nedir?
Eklem vücudumuzda iki kemik ucunun birleştiği noktalara verilen addır. Eklemler vücudumuzun çeşitli bölgelerinin hareket ve esnekliğini sağlar. Ancak az sayıda hareketsiz eklemler de vardır. Kemiğin hareketi, tendonlarla kemiğe bağlanan kas yardımıyla sağlanır. Eklemi oluşturan kemik uç noktaları, kıkırdak (kartilaj)’la kaplıdır. Eklem yüzeyi sinovyum denilen bir zarla ve dıştan da eklem kapsülüyle sarılır. Eklemin içinde sinovyal sıvı adı verilen, sürtünmeyi önleyen bir tür yağlayıcı eklem sıvısı bulunur. Eklemin etrafında kas ve bağlar bulunur. Eklem kapsülü, bağlar ve kaslar, eklemi destekleyerek stabilize eder.

Eklem Ağrısının Nedenleri Nelerdir?
Eklemin yapısını oluşturan tendonların iltihabı, eklem zarının iltihabı, eklem aralığının daralması ve aşınmalar, eklemin stabilizasyon bozukluğu, ekleme yakın yerleşimli eritema nodozum (ağrılı, kızarık, şiş nodüller) dahil bir çok nedenle eklem ağrısı oluşabilir.

Romatoid Artritin Nedenleri Nelerdir?
İmmün (bağışıklık) sistem; bakteri, virüs veya vücudumuza girebilecek her türlü yabancı maddelere (antijenlere) karşı bizi koruyan ve onlara karşı savaş veren bir sistemdir. Otoimmun hastalıklarda ise, bağışıklık sistemi aynı zamanda kişinin kendi bazı vücut dokularına karşı, bağışık serum (antikor) üreterek savaş açar. Bu bazen tiroid, karaciğer gibi belli bir organa yönelik olabileceği gibi, bazen de organa özgü olmayıp sistemik olabilir. İşte romatoid artrit, sistemik bir otoimmün bağ dokusu hastalıklarından biridir. Bağışıklık sistemindeki bu sapkınlığa, neyin neden olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak kişinin genetik yapısı ve çevresel faktörler (sigara ve geçirilen bazı enfeksiyonlar) buna neden olabilir. Eklem ve çevresinde gelişen iltihap, zamanla eklemde (kıkırdak, kemik ve bağlarda) hasara neden olur.

Romatoid Artrit Hangi Eklemleri Tutar?
El ve ayak parmaklarının küçük eklemleri (en uçtaki eklemler hariç), el bileği ve ayak bileği en fazla, diz ve dirsekler ikinci, kalça, omuz ve boyun daha az sıklıkta etkilenen eklemlerdir. Romatoid artrit; sakro-iliak eklem, bel ve sırt omurgaları, el ve ayakta en uçta yer alan eklemleri tutmaz.

Romatoid Artritin Belirtileri Nelerdir?
Ekleme ait belirtiler: Tutulan eklemlerde ağrı, şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve harekette kısıtlılık olur. Sabahları veya istirahatle o eklemlerde en az bir saat süren katılık (tutukluk hissi) vardır.
Eklem dışı belirtiler: Halsizlik, hafif ateş ve kilo kaybı olabilir. Anemi ve yorgunluk sıktır. Dörtte bir hastada, dirsekte, el üstünde veya vücudun farklı bölgelerinde; ağrısız yumrular (nodüller) olabilir. Tendinit (tendon iltihabi) olabilir. Çünkü, eklem yüzeyi gibi tendonlar (bağlar) da sinovyum denilen zarla kaplıdır. Tendonlar arasında seyreden sinirlerin, iltihabi doku nedeniyle sıkışmasıyla; tuzak nöropatileri gelişebilir. El bileği eklemi tutulduğunda, elin ilk üç parmağında ve 4. parmağın iç yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma (median sinir sıkışması ile karpal tünel sendromu) olur. Genellikle dirsek eklemindeki artritlerde ise 5. parmak ve 4. parmak dış yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma (ulnar sinir sıkışması ve kübital tünel sendromu) olur. Ayak bileği eklemi tutulduğunda (posterior tibial sinir sıkışması ile tarsal tünel sendromu) ayak bileği iç kısmından ayak parmaklarına doğru uyuşma ve karıncalanmalar gelişebilir. Romatoid artritli hastaların çok daha azında iltihap akciğer, kalp, kan damarları veya göz gibi diğer organları tutabilir. O zaman çok daha çeşitli şikayetlere ve ciddi problemlere neden olabilir.
 
Ankilozan Spondilit;

Romatoloji-5.png

Ankilozan spondilit nedir?
Ankiloz; oynar bir eklemin hareket yeteneğinin kaybolması, eklemin kaynaşması,  spondilit ise; omurganın iltihabı olarak tanımlanabilir. Ankilozan spondilit (AS); omurganın iltihabi hastalığı sonucu omurga hareketlerinin azalmasını ya da yok olmasını ifade eder. Hastalık en sık omurganın son kısmı ile leğen kemiği arasındaki eklem (sakroiliyak eklem) ile omurları etkiler. Ancak hastalık temelde omurgayı etkilemekle birlikte omurga dışı eklemleri de (kalça, diz, ayak bileği, omuz gibi) etkileyebilir.

Ankilozan spondilitin en yaygın belirtileri nelerdir?

AS’in en yaygın belirtisi bel ve kalça ağrısıdır. Hastalığın etkilediği bölgelerdeki iltihabi durum ağrıya ve eklem katılığına yol açar. Ağrı istirahat sonrasında daha belirgindir. Örneğin hasta sabah uyandığında belinde ve kalçasında şiddetli ağrı vardır ve bu ağrı hareketle azalır. Bu ağrının süresi hastalığın şiddetine göre değişkenlik gösterir. Hasta bazen gecenin ikinci yarısından sonra şiddetli ağrı ile uyanabilir. Omurların devam eden iltihabi durumu uzadıkça omurlar birbirine kaynamaya başlar ve omurganın hareketleri önce azalır, sonra tamamen kaybolur. 

Omurga ağrısı: AS’in genellikle en erken ve en yaygın belirtisidir. En çok bel ve/veya kalça ağrısı şeklindedir. Genel özellikleri şunlardır;
         -Genç-erişkin dönemde daha yaygın görülür (20-30 yaş).
         -Genellikle sinsi bir başlangıç gösterir. Ağrı önce hafif hafif kendini hissettirir, zaman içerisinde (haftalar-aylar) giderek daha şiddetli bir hal alır.
         -Ağrının 3 aydan daha fazla devam etmesi önemlidir.
         -İstirahat sonrasında ağrı artar. Örneğin, sabah uyandıktan sonra veya sinemada bir film seyrettikten sonra ağrı belirginleşir.
         -Sabah tutukluğu genellikle 30 dakikadan fazla sürer.
         -Ağrı hareketle azalır.
         -Gecenin (uykunun) ikinci yarısından sonra ortaya çıkan ağrı nedeniyle hasta uyanabilir.
         -Sağ ve sol tarafta yer değiştiren kalça ağrısına neden olabilir.


 : Omurga hareketlerinde azalma gelişebilir (öne, arkaya ve yanlara eğilmede, ilerleyen dönemlerde boyun hareketlerinde kısıtlanma). Örneğin, bel hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle ayakkabı-çorap giyinmek çok zor bir hal alabilir.
Kalça ağrısı: Kalça ağrısı AS’de yaygındır. Ağrı kalça ekleminde, kalça veya baldırlarda ya da yürürken zorlanma şeklinde ortaya çıkabilir.
Omuz ağrısı: Tendon veya eklemdeki iltihabi durum omuz ağrısına neden olabilir. Etkilenen omuzun hareketleri kıstlanabilir.
Diğer eklemler:  Tek bir eklem veya birkaç eklem etkilenebilir. Kalça, diz, ayak bileği eklemleri omurga dışında en çok etkilenen eklemlerdir. Eklemlerde ağrı, şişlik, ısı artışı, istirahat sonrası belirgin tutukluk gelişebilir.
Tendonların kemiklere yapışma yerinde iltihap: Tendon veya bağların kemiklere yapışma yerlerinde iltihaplanma olabilir. Omurlara ek olarak el bileği, topuk ve kaburga gibi tendon ve bağların yaygın olduğu bölgelerde iltihaplanmalar gelişebilir. Kaburgalar etkilendiğinde özellikle derin nefes alma, öksürük ve hapşırma sırasında göğüs ağrısı olabilir.
Yapısal belirtiler: Hastalığın özellikle aktif seyrettiği dönemlerde hastalarda halsizlik, yorgunluk, kendini iyi hissetmeme gibi yakınmalar olabilir. Geceleri bel veya eklem ağrılarından dolayı uyku bozukluğu da halsizlik yakınmasına katkıda bulunabilir. Bazı hastalarda hafif bir ateş ve kilo kaybı gelişebilir.


Ankilozan spondilit eklemler dışında başka vücut bölgelerini de etkiler mi?

AS sistemik bir hastalıktır. Eklemlerden başka diğer sistemleri de etkileyebilir. AS eklemler dışında en sık gözü, daha nadir olarak kalbi, akciğerleri, böbrekleri, barsakları ve sinir sistemini etkileyebilir.
Göz: Gözün bir bölümünde iltihaplanmalara yol açabilir. Gözde ağrı, kızarma, görmede bulanıklaşma, ışığa duyarlılık en yaygın bulgulardır. Ayrıca tedavi edilmelidir. Tekrarlayan iltihabi durumlarda görme yeteneğini olumsuz etkiler.
Kalp: Kalp tutulumu nadiridir. En sık rastlanılan bulgu aort kapağının etkilenmesidir. Bazen kalbin ileti sistemi de etkilenebilir.
Akciğer: AS hastalarının bir kısmının kaburga ve omur eklemlerinin etkilenmesi nedeniyle nefes alma sırasında akciğerleri yeterince genişleyemez. Bazen akciğerin kendisi etkilenebilir.
Böbrekler: AS’in ileri dönemlerinde suda çözünmeyen bazı proteinsi materyaller böbrekte birikerek (amiloidoz) böbrek fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilirler.
Barsak: Barsakta nadiren ülserler gelişebilir. Çoğu zaman bu ülserler belirti vermezler.
Sinir sistemi: Omurga, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri çevreler ve korur. AS’li hastalar omurganın etkilenmesi nedeniyle bu açıdan risk altındadırlar. Hareketsizlik yüzünden omurlar zayıflamıştır, kırılma riski artmıştır. Bu durum ise omurilik ve sinirler için risk oluşturmaktadır. Bazı hastalarda kollarda bacaklarda uyuşma, duyu kaybı, mesane ve barsak kontrolünün zorlaşması, erkeklerde cinsel iktidarsızlık şeklinde bulgu verebilir. 
 

 
Ankilozan spondilit kimlerde daha çok görülür? Hastalık günlük yaşamı etkiler mi?
Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülür. 20-30 yaş arası genç-yetişkinleri daha çok etkiler ve tanı daha çok bu yaşlarda konulur. Hastalık gelişiminde ailevi yatkınlık önemlidir. Birinci derece akrabalarda (anne-baba, kardeş ve çocuklar) AS varsa hastalığa yakalanma riski artar. Ayrıca HLA-B27 geni pozitif olan bireylerde AS gelişme riski fazladır.
AS soyunma-giyinme, oturup kalkma, ayakta durma, merdiven çıkma, yük taşıma, egzersiz-spor yapma gibi gündelik işleri etkileyebilen bir hastalıktır. Dolayısıyla kişinin hem ev hem de iş yaşantısı etkilenir. Ancak günümüzdeki tedavi yöntemleri ile bu durum en aza indirilebilmektedir.

Ankilozan spondilit tanısı nasıl konulmaktadır?
AS tanısı; hastanın yakınmaları, doktorun muayene bulguları, görüntüleme yöntemleri (röntgen, MR v.b.) ve laboratuar bulgularının bir arada değerlendirilmesi ile konulmaktadır. 

Ankilozan spondilit nasıl tedavi edilir? Tedavinin hedefleri nelerdir?
AS tedavisi; hastalığın şiddeti, etkilenme bölgeleri, her hastanın kendine özgü koşulları, tedavinin risk ve fayda oranı dikkate alınarak her bir hastaya göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Tedavinin temel amaçları;
1-      Hastanın ağrı, tutukluk ve yapısal belirtilerini azaltmak
2-      Hastanın fonksiyonel kapasitesini iyileştirmek
3-      Omurga etkilenmesi ile oluşabilecek istenmeyen sonuçları önlemek
4-      Omurga ve eklem dışı gelişebilecek belirtileri en aza indirmektir.

Genel önlemler: AS hastaları ciddi omurga yaralanmaları için risk altındadır. Bu nedenle hastaların düşmelerini, yaralanmalarını engelleyecek basit önlemler alınmalıdır. Alkol alımı sınırlandırılmalıdır, uyku verici ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Ayrıca hastalar düşmeye, çarpmaya neden olan, ağırlık taşıma gerektiren spor dallarından da uzak durmalıdırlar. Banyo veya tuvalette tutunma yerlerinin olması, aydınlatmanın iyi olması, yerde kaymayı engelleyecek havlu veya keçe bulunması düşme riskini azaltacaktır. Araçlarda mutlaka emniyet kemeri ve uygun başlık kullanılmalıdır. Ayrıca hastalık akciğerleri de etkileyebileceğinden hasta sigara kullanmamalıdır.
Fizik tedavi ve egzersiz: Hastanın vücut postürünü, omurganın hareketliliğini ve akciğer kapasitesini korumak konusunda gereklidir. Egzersiz her AS’li hasta için tedavi programının önemli bir parçası olmalıdır. Uygun fizik tedavi, spor ve egzersiz programının seçimi için ilgili doktordan yardım alınmalıdır.
İlaç tedavileri: AS’te ilaç tedavisi iltihabi durumu azaltmak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hastalığın ilerlemesini önlemek amacı ile uygulanır.
Steroid olmayan iltihap giderici (SOİG) ilaçlar: Ağrının kontrolü ve sabah tutukluğunun azalması için yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Hem hastalığın başlangıcında hem de seyri sırasında sıklıkla tercih edilen ilaçlardır.
Sulfasalazin: Hastalığın ilerleyişini ya da şiddetini azalttığına dair çalışmalar vardır. SOİG grubu ilaçlar ile de kullanılabilinir. Omurga dışı eklemlerin etkilendiği hastalık da daha etkilidir. Eğer AS sadece omurgayı etkilemişse hastalığın gidişine olumlu etkisi sınırlıdır.
Anti-Tümör Nekroz Faktör tedavileri (TNF blokerleri veya anti-TNF tedavi): AS tedavisinde önemli bir yeri vardır ve oldukça etkili ilaçlardır. Yaklaşık 8 yılı aşkın bir süredir ülkemizde de bu ilaçlar kullanılmaktadır. Hastaların yaşam kalitelerinde bu ilaçlardan sonra belirgin bir iyileşme olmuştur. Anti-TNF ilaçlar arasında; infliximab, etanercept, adalimumab, certolizumab pegol ve golimumab vardır.
Steroidler (kortizon): Bazı hastalarda diğer tedavilere cevap vermeyen eklem iltihaplarında kortizon enjeksiyonu (iğne ile ilaç verme) faydalı olabilir. Ağız yolu ile uzun süreli kortizon kullanımına AS’li hastalarda genellikle çok sık ihtiyaç olmaz. 

Ankilozan spondilit tedavisinde cerrahinin yeri var mıdır?
Uygun hastalarda kalça ve omurga cerrahisi faydalı olabilir. Şiddetli ve inatçı kalça ağrısı olan, kalça hareketlerinin ileri derecede kısıtlandığı hastalarda kalça protezi uygulanabilmektedir. Nadiren omurların ileri derecede birleştiği ve hareketini yitirdiği hastalarda omuriliğin hasarını önlemek amacıyla omurga cerrahisi gerekebilir. Karşı yönü göremeyecek kadar şiddetli omurga deformitesi olan hastalarda rahatlatıcı cerrahi girişimler yapılabilmektedir.

Ankilozan spondilitin zararlı sonuçlarını önlemek için başka neler yapılmalıdır?
Sigara içilmemelidir. Hastalığın kendisi göğüs hareketlerini kısıtlayabileceği ve akciğerin havalanmasını azaltabileceği için bu duruma kötü katkıda bulunabilecek sigaradan uzak durulmalıdır.
Doğru vücut postürünün korunması için egzersiz programları uygulanmalıdır.
Osteoporoz (kemik yoğunluğu azalması) riskini azaltmak için yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı sağlanmalıdır. Özellikle süt ürünlerinin (süt, peynir, yoğurt gibi) tüketimine önem verilmelidir.
AS kronik (süregen) bir hastalıktır. Hastalığın seyrini takip etmek ve olası riskleri kontrol altında tutmak için düzenli takipler gereklidir. Hasta doktoruna danışmadan tedavisini sonlandırmamalıdır. 
 
Hastalık için özel bir diyet var mıdır?
Hastalığa özel bir diyet önerisi yoktur. Hastaların dengeli beslenmeleri ve ideal kilolarını korumaları önemlidir. Vücut direncini olumsuz etkileyecek zararlı alışkanlıklardan uzak durmaları faydalıdır. Bazen kullanılan ilaçlara göre doktorunuzun bir diyet önerisi olabilir.

Vaskülitler

Romatoloji-6.jpg

Vaskülitler çeşitli boyutta ve tipte damar duvarında inflamasyon, nekroz ve hasar; damar lümeninde daralma /oklüzyon (trombüs,intimal proliferasyon), anevrizma ve rüptür gelişimi ile organ yetmezliğine yol açabilen farklı klinik ve patolojik özellikler gösteren yaşamsal önemi olan bir grup inflamatuar hastalıklardır. Altta yatan bir hastalık bulunmaz ise primer vaskülitten söz edilir [Poliarteritis nodoza (PAN) ve Wegener granülomatozu (WG) gibi]. Primer vaskülitler nadir görülen hastalıklardır. Erken tanı ve uygun tedavi yapılmazsa ölümcül olabilirler. Vaskülitlerin çoğu mevcut olan herhangi bir duruma (infeksiyöz hastalıklar, kronik inflamatuar bağ dokusu hastalıkları veya malignite gibi) eşlik ettiğinde sekonder vaskülit olarak adlandırılır. Bu tip vaskülitler damar duvarında immün kompleks birikimi ile karakterizedir. Klinik özellikler etkilenen damarın arter veya ven oluşuna, boyutuna ve anatomik lokalizasyonuna göre çeşitlilik gösterir. Hastaların çoğunda ateş, terleme, malazi hali gibi genel semptomlar bulunur. Tutulan organ veya sisteme bağlı daha spesifik semptomlar görülür. Vaskülitler hafif seyirden, hayatı tehdit eden ciddi organ fonksiyon kayıplarına kadar gidiş gösteren farklı klinik tablolar gösterebilir. Vaskülitlerin çoğunda olayı başlatan veya tetikleyen etken bilinmemektedir. Bir kısmında mekanik travma, bakteriyel invazyon, toksinler ya da radyasyon gibi spesifik bir nedenle damar duvarının hasar görmesi sonucu vaskülit başlamış olabilir. Bazı PAN’lu olguların damar duvarında hepatit B virus antijeni saptanmıştır, kriyoglobulinemik vaskülitli olgularda HCV infeksiyonunun yüksek sıklığı ve kriyopresipitatlarda HCV RNA ve HCV antikorları gösterilmiştir. Vaskülit gelişmesinde rol oynayan pek çok risk faktörleri sorumlu tutulsa da hangi mekanizma veya mekanizmalarla damar inflamasyonunun başladığı iyi bilinmemektedir. Anti-nötrofil sitoplazmik antikor (ANCA) varlığı, anti-endotelyal antikor pozitifliği , hücresel immün yanıt, granülom oluşumu, patojenik immünkompleks varlığı ve damar duvarında depolanması vaskülitlerin kısmen bilinen mekanizmalarıdır. Her bir vaskülit için sorumlu mekanizmalardan veya hipotezlerden hastalık ile ilgili bölümlerde açıklamalar yapıldığından burada tekrar edilmeyecektir. Vaskülitlerin tedavi ve prognozları da farklılık göstermektedir. I. Vaskülitlerin Sınıflandırılması Vaskülitlerin etyoloji ve patogenezlerinin tam olarak bilinmemesi sınıflandırılmalarında zorluklara yol açmaktadır. İlk sınıflandırmanın yapıldığı 1952 yılından bugüne kadar çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır. Günümüzde en yaygın kullanılan; tutulan damarın büyüklüğü (büyük, orta ve küçük çap), klinik özellikler ve histolojik bulgular göz önünde tutularak North Carolina, Chapel-Hill Consensus Konferans’ında kabul edilen; sınıflandırma Tablo 1’de verilmiştir. Bu tabloda büyük damar terimi; aort ve onun baş-boyun bölgesine ve ekstremitelere giden ana dallarını tanımlar. Orta boy damarlar anjiografi ile gösterilebilecek damarlardır; renal, hepatik,koroner ve mezanterik arterler ve dalları gibi viseral damarlardır. Küçük damarlar; arteriol, kapiller ve postkapiller venülleri kapsar. Glomerüller kapiller yumağı olduğundan glomerülonefritin var olduğu vaskülit tipi küçük damar vaskülitidir. Damarın büyüklüğü temel alındığı bu sınıflamada ağırlıklı olarak tutulan damar büyüklüğü öne çıkmış olsa da beraberinde daha küçük çaplı damarlar da tutulabilir. Örneğin orta çap damarlar tutulumunda küçük çap damar da tutulmuş olabilir.

Gut

Romatoloji-7web.jpg
 

Gut hastalığı nedir?
Gut bazı eklemlerde ani ve şiddetli gelişen ağrı, hassasiyet, kızarıklık, şişme ve sıcaklık artışı nöbetlerine neden olan bir hastalıktır. Genellikle tek eklemi, sıklıkla da ayak başparmağını etkiler. Bununla birlikte diz, ayak bileği, ayak, el, el bileği ve dirsek eklemleri de etkilenebilir. Ayak başparmağının tutulmasına PODOGRA denilmektedir. Nadiren hastalarda omuz, kalça ve omurga tutulumu gelişebilir.
Gut genellikle üç safhada seyreder:
·         AKUT ATAK: Eklemde ani başlayan sıklıkla 5-10 gün süren şişme ve ağrı.
·         İNTERKRİTİK DÖNEM: Şikayetlerin olmadığı tamamen iyileşilen bir dönem ve bunun ardından tekrar şiddetli alevlenme.
·         KRONİK GUT: Pek çok alevlenmeden sonra, hastalık içinde tedavi edilmediği takdirde kronikleşir ve bir veya daha fazla eklemde kalıcı ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı oluşur. Romatoid artrit denilen iltihaplı eklem romatizması ile karışabilir.
·         TOFÜSLÜ GUT: Tofüs denilen ürik asit kristallerinin bir araya toplanarak cilt altında ya da dokularda çökmesi ile oluşan birikintilerin olduğu dönem.
Gut herkesi aynı şekilde etkilemez. Bazı insanlar hayatları boyunca bir tek atak geçirirler ve bundan başka hiçbir problem oluşmaz. Bazılarında ise zamanla eklemlerde hasara ve ağrıya yol açan şiddetli kronik ataklar görülür. Gutun kesin kür sağlanan bir tedavisi yoktur ancak iyi bir tedavi ile tamamen hastalık önlenebilir. Uygun tedavi alevlenme sıklığınızın azalmasına hatta alevlenmelerin tamamen kesilmesine ve eklem hasarlarının gelişmesine engel olabilir.

GUTTA NELER OLMAKTA?
Akut Ataklar
Ataklar genellikle aniden, hızlı bir şekilde gelişirler. İlk atak sıklıkla mükellef bir akşam yemeğinin (aşırı miktarda alınan kırmızı et ve alkolün ardından) ardından gece gelişir. Uykuda, gece yarısı aşırı bir eklem ağrısı ile uyanabilirsiniz.
Atak esnasında şunlara dikkat edin:
·         Ani, şiddetli eklem ağrısı
·         Eklemde şişme
·         Eklem çevresindeki deride parlak kırmızı veya erguvani renk değişimi ve ciltte soyulma, döküntü olması
·         Eklem etrafında aşırı hassasiyet-hatta yatak çarşafının değmesi bile bu alanda şiddetli ağrıya neden olabilir.
Hastalık başlangıç yıllarında ataklar çok nadiren gelir. Ataklar arasında her şeyin normal olduğu, şikayetlerin olmadığı bir dönem vardır. Eğer hastalık tedavi ile kontrol altında tutulmazsa ataklar daha sık gelir ve atakların süresi uzar. Tekrarlayan ataklar eklemlerinizde hasar oluşturur. Ataklardan sonra eklemlerinizde katılık ve hareket kısıtlılığı oluşabilir.
Gut ataklarını şu nedenler tetikleyebilir:
·         Aşırı alkol alımı
·         Hatalı ve aşırı beslenme (aşırı kırmızı et tüketimi)
·         Cerrahi operasyon geçirme
·         Ani, şiddetli hastalık hali
·         Yanlış diyet
·         Eklem travması
·         İlaç tedavileri (aspirin, idrar söktürücü ilaçlar)
Gut hastalığındaki ağrı ve şişmenin nedeni ürik asit kristallerinin eklemde birikmesidir. Ürik asit vücutta hücre döngüsü sonucu ortaya çıkan normalde bulunan bir maddedir. Kanda erimiş halde bulunur ve böbrekler yoluyla idrarla atılır. Gut hastalarında ürik asit düzeyi kanda çok yükselmiş olup, ürik asit kristalleri eklem ve diğer dokularda birikim yaparlar. Bu da eklemlerin zarı olan sinovyumda iltihaba neden olur.

Tofüs Gelişimi
Birkaç yıl sonra hastalık ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem ve eklemlerin çevresindeki dokularda birikim yaparlar. Bu kristallerin aşırı birikimlerine tofüs denir. Deri altında şişlik şeklinde oluşurlar. Bir iğneyle delinip içi boşalacak olursa temeşir tozu gibi beyaz ürik asit kristallerinin dışarı çıktığını görebilirsiniz. Tofüs genellikle hasta eklemlerin içinde veya çevresinde, dirseklerin yanında, parmakların üstünde, ayak başparmağında ve kulak kıvrımında (kulak sayvanında) yerleşir. Tofüs tedavisi yapılmazsa eklemlerde hasar oluşturur.
Diğer Problemler
Ürik asit kristalleri böbrek ve idrar yollarında veya idrar kesesinde taş oluşumuna neden olabilir. Birçok faktör bu oluşuma neden olur. Yeteri kadar sıvı alınmaması taş oluşumunu kolaylaştırır. Çünkü sıvı azlığında yetersiz idrar miktarı ürik asitin çökmesine neden olur. Taş oluşumu idrarın asitliğini düşüren çeşitli hastalıklardan da kaynaklanabilir. Diğer bir neden de beslenme alışkanlığıdır. Bazı insanlarda uygun olmayan diyet ürik asit yapımını artırarak böbreklerde taş oluşumunu artırabilir. Doktorunuz diyetinizin hastalığınıza etkisinden şüpheleniyorsa idrar tetkiki isteyebilir. İdrar tetkiki vücudunuzdaki ürik asit yapımı hakkında bilgi verecektir. İdrar tetkiki özellikle yararlıdır. Çünkü bazı gut hastalarında ürik asitin idrarla atılımı çok artmıştır. Bu kişilerde böbrek taşı oluşumu riski yüksektir.

Gutun nedenleri nelerdir?
Hemen hemen tüm gut hastalarında hiperürisemi adı verilen kanda ürik asitin yüksekliği durumu söz konusudur. Fakat hiperürisemik tüm insanlarda gut gelişimi gözlenmemiştir.
Aşağıdaki nedenlerin biri veya ikisi birlikte hiperürisemiye neden olur:
·         Böbrekler yeteri kadar ürik asit atlımı gerçekleştiremiyordur.
·         Vücutta aşırı miktarda ürik asit üretimi söz konusudur.
Diüretik (idrar söktürücüler) tedavisi sıklıkla hiperürisemiye neden olur. Diüretikler fazla vücut sıvısının atılmasını sağlayarak yüksek tansiyonu düşürmek amacıyla kullanılırlar. Bununla birlikte diüretikler böbreklerin ürik asit atılım kabiliyetini azaltarak ürik asidin kan seviyesini yükseltirler. Kalıtımsal nedenler ve çevresel faktörler de (kilo, alkol kullanımı ve diyet) gut oluşumunda önemli bir rol oynarlar.

Kimler gut hastası olur?
Herhangi bir yaşta meydana gelebilirken genellikle ilk atak 40 – 50 yaşları arasındaki erkekleri etkiler. Bununla birlikte gut bayanlarda da görülebilir. Özellikle menopoza giren bayanlarda gut riski artmaktadır.

Tanı nasıl konur?
Gutta tanı doktorunuzun sizi muayene etmesi ve şikayetlerinize ilişkin sorular sormasıyla konur.Doktorunuz kan ürik asit düzeyinizi görmek için kan tahlili isteyebilir. Yalnız şunu hatırlamak gerekir. Kan ürik asit düzeyinin yüksekliği gut hastası olduğunuz anlamına gelmediği gibi normal düzeyleri de hasta olmadığınız anlamına gelmez. Akut atak esnasında kan ürik asit düzeyinin bir önemi yoktur. Çünkü bu dönemde kan ürik asit düzeyi yüksek, normal ya da düşük çıkabilir.
Doktorunuz daha sonra eklem romatizmalarının diğer tiplerini de dışlamak için muayenesine devam edecektir. Örneğin pseudogut (yalancı gut) ve artrit gibi. Bu iki durumda guta benzemekle beraber ürik asit kristalleri görülmez. Doktorunuz artritinizin tipini saptamak için bazen tutulan ekleminizden sıvı alarak kristal yönünden incelemek isteyebilir.